|
Sadettin ATIĞ
|
Ailemizin diğer üyesi ağabeyim Sadettin Atığ da yine çok genç
yaşından itibaren bu mesleği sürdüren kişilerden biridir.
|
|
Sadettin Atığ kimdir?
Sadettin Atığ 1955 İstanbul doğumlu. İlk okulu Galatasaray,
orta öğrenimi Işık Lisesi ve yüksek öğrenimini İngiltere Leeds
Üniversitesi Zirai Bilimler Fakültesi Zeoteknik bölümünde
tamamladı.
1980 yılından itibaren sığırcılık ve at yetiştiriciliği yaptı.
1985 yılından itibaren sığırcılığı bırakıp sadece atçılığa
yöneldi. Uzun yıllar haracılık yaptıktan sonra 1993 yılından
itibaren at ithalatı ve ihracatı yapmaya başladı. Halen bir
yandan Kocaeli Sapakpınar’daki çiftliğinde at yetiştiriciliği
yaparken, diğer yandan da at ithalatı ve ihracatını
sürdürüyor.
Sadettin Atığ, 1984 yılında Türkiye Jokey Kulübü Asli
Üyeliği’ne kabul edildi. |

|
1993 yılında TJK Yönetim Kurulu Üyeliği görevine
seçildi. 1993-1995 döneminden sonra 1995 yılında yeniden
TJK Yönetim Kurulu Üyeliği görevine seçildi ve 1997
yılına kadar bu görevini sürdürdü.
Atığ ayrıca, Yarış Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği ve
Safkan İngiliz Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği’nin
üyesi bulunuyor.
Sadettin Atığ, evli olup, İngilizce biliyor. |
Sadettin Atığ ile At Dünyası dergisi Şubat/Mart 2002
sayısında yapılan röportaj :
Türk Atçılığının uluslararası arenadaki adı : Sadettin Atığ
Atığ soyadı Türk atçılık dünyası için çok değerli bir isim. Bu
soyadı, kendi jenerasyonunda ve yine atçılık camiasında
taşımaya devam etmek ise çok büyük bir şeref... Ve güç olan
da, işte bu şerefe layık olan düşüncelerle, örnek işler,
hizmetler yapabilmek. Sadettin Atığ'ın üzerindeki manevi yükün
ağırlığını düşünebiliyor musunuz? Yaptığınız her şeyin,
kafanızdaki her fıkrin bu camiaya, atlara, atçılığa yararlı,
örnek ve doğru olması gerek... Ancak, o bunların bilincinde.
Genç yaşına rağmen nice güzel yollar katetmiş. Daha da bir
yığın yapacakları, projeleri var. Biz kendisinin de, kendinden
önceki Atığ'lar gibi; atçılığımıza yeni ve güzel değerler,
hizmetler, ufuklar hediye edeceğine inanıyoruz.
Sadettin bey, sizi yarışçılık camiasında tanımayan yok
gibi. Ancak bir de siz bizlere kendinizi tanıtır mısınız?
1955 doğumluyum. Atçı bir ailenin içinde doğdum. İlkokulu
Galatasaray, orta, lise Işık Lisesi sonra Leeds Üniversitesi
Zirai Bilimler Fakültesi Zeoteknik bölümü mezunuyum. 1980'den
itibaren Türkiye'de sığırcılık, atçılık yaptım. 1985 yılında
sığırcılığı bırakıp yalnız atçılığa yöneldim. Çünkü
sığırcılıkla ithalatçılık pek rantabl olmamıştı. Atçılıkta da
ilk evvela haracılık, sonra 1993'ten beri de ithalat ve
ihracatla meşgul oluyorum. Her türlü atı sağlıklı olduğu
müddetçe, yasak ülkeler haricinde ithal ve ihraç edebiliriz.
Mesela gittiniz Şili'den bir tane at aldınız, bana oradaki
adresi verdiğinizde onu istediğiniz bir yere götürüyoruz ya da
buraya istiyorsanız buraya getiriyoruz. Tam tersi başka bir
ülkeye göndermek istiyorsunuz, biz onu da yapıyor ve atınızı
istediğiniz yere gönderebiliyoruz.
Bir atı nasıl seçersiniz, bu konuda bir kıstasınız var mı?
Atı seçerken bana göre üç tane kıstas vardır: 1) Performans,
2) Pedigri, 3) Yapısı. Bu şahıslara göre değişir tabi.
Türkiye’de Bakanlığımızın da koyduğu kriterler var. Bunların
içersinde pedigri ağır basıyor, bana göre de pedigri daha ağır
basar. Evvela bir atın pedigrisinin iyi olması, iyi bir
sülaleden gelmesi lazım. Bunun karşılığında da İngilizlerin
bir sözü var; "Kağıda eyer vuramazsınız" diyorlar. Yani
pedigrisi ne kadar iyi olursa olsun atın yapısının da güzel
olması gerektiğini söylüyorlar. Buna ilave olarak benim şahsi
düşüncem, performansının da iyi olması gerektiğidir. Bir atın
performansı iyi ise bence pedigri ondan sonra başlar. İllaki
geriye dönük iyi bir pedigrisi olması şart değil.
Siz İngiliz atını mı arap atını mı tercih edersiniz?
Zor bir soru. Türkiye’de olsa ekonomik şartlara göre arap daha
uyumlu, arap atı bir kere daha uzun yıllar koşuyor. Yavaş
olduğu için de daha az sakatlanıyor. Hep iyi ve hızlı at daha
çabuk sakatlanır. İngilizlerin sıkça sakatlanmasının nedeni de
ondan kaynaklanıyor. Çünkü atın süratiyle orantılı olarak atın
ayakları üzerine daha fazla ağırlık biner, bu da atın daha
fazla sakatlanma riskini artırır. Arap yarış atı iyidir,
genellikle de çok güzel, çok domestike bir attır. Yani binek
atı olarak en güzelidir. Çok iyi huyludur, çok güzel bir dış
görünüme sahiptir. Arap atı yarışları Arap Eınirlikleri,
Türkiye, Japonya ve Amerika’da da yapılmaktadır. İngilizlere
göre hız açısından daha yavaştır. Türkiye’de arap atlarının
fiyatları çok pahalıdır. Aşağı yukarı üç yaşında koşmaya
başlarlar, daha uzun koşarlar ve daha az sakatlanırlar. Bence
bugün her eküri hemen hemen haranın masrafı çıksın diye Arap
atı alıp koşturmaktadır. Ama bence esas yarış atı İngiliz
atıdır. En hızlı at İngiliz atıdır. Onda yarım kan falan
ayırımı yoktur. Koştuktan sonra hiç fark etmez, zira dünyadaki
en hızlı at İngiliz atıdır.
Siz aynı zamanda yetiştiricilikle de uğraşıyorsunuz. Biraz
da ondan bahsedermisiniz?
Türkiye yetiştiriciler için bir cennet. TJK’ya bu konuda çok
teşekkür etmek lazım. Çünkü dünya standardında aygırları alıp,
Bakanlığın izni altında çok cüzi ve ucuz fiyatlara Türk
yetiştiricisinin hizmetine sunuyor. Mesela bir Doyoün, İrlanda
da iken bir çekim ücreti 8.000 paund (15 milyar TL yaklaşık)
idi. Burada ise çekim ücreti neredeyse yarı fiyatına 8 milyar
TL’ye yapılıyor. Düşünün o zaman ne Daylami ne de Kalonisi
gibi oğulları İngiltere’nin en büyük yarışlarından Breders Cup
Turf'u bir yıl arayla kazanmışlardı. Doyoün şu anda
İngiltere’de olsaydı en az 50.000 paunda aşım yapıyor olurdu.
Şu anda 8 milyar çok para gibi geliyor ama iyi atlar da ancak
böyle elde edilebiliyor. Ben yakında Avrupa'ya da at
satacağımıza inanıyorum. Commangrounds, Mujtahid, Distant
Relative ve Doyoün'un yavruları İngiltere’de satılır. Ben
Tattersalls'ın da Türkiye temsilcisiyim ve bana öyle bir
taleple geldiler. Ve yasak kalkar kalkmaz da o yavruları
göndermeye başlayacağız. Yakında da zaten bu yasak kalkacak
son imzalar atıldı, iş kararın Avrupa resmi gazetesinde de
yayınlanmasına kaldı.
Siz yetiştiricilik de yapıyorsunuz. Haralarınız nerede
bulunuyor?
İzmit'te iki tane bir de Çerkezköy’de ortak olduğum bir diğer
hara var.
Damızlıkta seçim yaparken nelere dikkat ediyorsunuz?
Benim şahsi olarak dikkat ettiğim ilk önce fiyatı. Türkiye’de
artık rekabet öyle bir seviyeye geldiki, havadan sudan kısrak
alsanız satamıyorsunuz. Zararınıza oluyor. Onun için mutlaka
ya kendisi iyi orijine sahip atları ya da kendisi veya
yavruları grup ve registit yarışlarda dereceye girmiş atları
yahut da çok başarılı bir atın öz kızkardeşlerini alıp
getiriyorum.
Yetiştiricilikte nelere dikkat ediyorsunuz?
Atları yetiştirirken öncelikle doğumları ve aşıları hiç
kaçırmam. Doğumdan itibaren sağlık kontrolünde olur her şey.
Doğumdan itibaren tüm aşıların kontrolü Dr. Salih
Yılmaz'dadır. İkinci önemli konu da kurt ilaçlamaları. Bizim
ülkemizde, maalesef, kurtlar için bir cennet yani büyük bir
intenitasyon var. Üçüncüsü de, yağ veririm ben büyümelerine
katkıda bulunsun diye. Fazla böyle arpaya, mısıra veya soyaya
kaçmam. Çünkü fazla kalsiyumdan dolayı, şeyler kalınlaşmaya
gidiyor. Normal fazla abartılmamış bir rasyonla besliyorum.
Ben atları koşturmadığım için İngiliz tayları bir buçuk, Arap
tayları da iki buçuk sene sonra haralardan ayrılıyorlar. Alan
sahipleri onlarla koşu hayatına başlıyorlar.
Yetiştiriciliğe yeni başlayanlara neler öneriyorsunuz?
Yeni başlayanlara önereceğim şu; Bir defa beş tane ata kadar
kısrak sahibi olanların gidipte hara açmak gibi lüzumsuz
masrafa girmelerini önermiyorum. Ama adet çoğaldıkça da
haranın gerektiğine inanıyorum. At başına Avrupa’da beş dönüm,
Türkiye’de, bence iki buçuk dönüm yeterlidir. Tabi onu bu
şartta kompanse etmeniz gerekmektedir. Rasyonuyla bir de
damızlık alacakken iyi kanlara, kandan ziyade, bir de kısrağın
fizyolojisine dikkat etmelerini öneriyorum. Yani sırf ve
yalnızca kağıda bakıp aldanmasınlar.
At hayatınızda önemli bir yer tutuyor. Diğer zamanlarınızda
neler yaparsınız.?
Atın dışında fazla bir şey yaptığım söylenemez eskiden avcılık
yapardım. On sene önce de onu bıraktım.
Yurt dışından gelen atların Türk yarışçılığında olumlu ya
da olumsuz etkileri nelerdir?
Eskiden ülkemiz sanayiinin ünlü isimleri ürettikleri ve de
tüketiciye sundukları mallarda rekabet ortamı olmadığı için
istedikleri gibi satabiliyorlardı. Ne zamanki gümrük duvarları
kalktı o zaman iyi mallar Türkiye’ye girmeye başladı. Bizim de
tekel olan yerli sanayiimiz onlarla rekabet edebilmek için,
iyi teknoloji kullanıp iyi ürünler sunmaya başladılar.
Kendilerini düzeltip bu ortam iyi ürün üretip satan oldular.
Bence bu bağlamda Foalların ülkemize gelmesi Türk atçılığına
büyük fayda sağlamıştır. İsim vermek istemiyorum ama buradaki
bazı yerli yetiştirici ağabeylerimiz taylarını binlerce dolara
satarken, İngiltere ve İrlanda’dan bir kaç bin dolara alınmış
bir tayın daha virajda yerli tayların dumanını atıp geçip
gittiği görülmüştür. Tabii onlar da bu duruma üzüldüler, karşı
çıktılar, ama sonrasında zaman içerisinde onlar da kendilerini
yenilediler. Ayrıca da yenilemek mecburiyetindeler, çünkü
rekabet kızıştı. Türk atçılığının bir on sene evveline bir de
şimdiki stoklarına bakarsak yani burdan uzaya kadar fark
görürüz. Türk atçılığı dünyanın ilk on ülkesi arasında yerini
almıştır. Avrupa’da hemen hemen İtalya ve Almanya'yı
yakaladık. İngiltere, İrlanda ve Fransa'dan sonra geliyoruz.
TJK ve Tarım Bakanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği Avrasya
veteriner konferansı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir defa çok iyi bir şey. İnsanların normal komşuluk dostluğu
varsa, devletlerin de komşuluk dostluğu olması lazım. Çünkü
bunlar genellikle bizi çevreleyen ülkeler. Bize genellikle
hastalık bu ülkelerden geliyor. Dolayısıyla bu ülkelerin bu
hastalıklar bakımından birbirlerini uyarması ve iyi bir
iletişim içerisinde bulunması çok iyi bir şey diye
düşünmekteyim. Bu tür organizasyonların devamını arzuluyorum.
Hatta, hastalıklar bazı komşu ülkelerde de kalkarsa herhalde
Avrupalının yaptığı gibi, mesela İngiltere'den atını alıp
Fransa’ya yarışa götürüp koşup geldiği gibi, bizlerin de bu
rahatlığa erme imkanımız ortaya çıkabilecek diye düşünüyorum.
O öyle olacak ki, Azerbaycan'a götüreceğiz, ne bileyim belki
Bulgaristan’a götüreceğiz ve oralarda yarışacağız.
Geçtiğimiz günlerde Kenya’da bir yanş organize ettiniz.
Biraz da onu anlatabilir misiniz?
Malum bu özel ticarete de giriyor. Kenya'lılar eski İngiliz
kolonisi olduğundan yarışlara meraklılar. İngilizler eskiden
oradayken pist yapmışlar. Çok küçük ve güzel bir hipodromları
var. Oralarda fazla oyun oynanmadığı için paraları yok, fazla
da ikramiye olmuyor haliyle. Bizden destek istediler. Mesela
Jokeylerin aprantilerini gönderecekler bizim okullara,
kendileri eylül ayında yirmi kişilik bir grup olarak
ülkemizdeki uluslararası yarışları ziyarete gelecekler. Onlar
atlarını Zimbabwe’den alıyorlar. Biraz pahalı satın
alıyorlarmış. Kendilerine yeni bir pazar arıyorlardı.
Türkiye’deki at kalitesi o kadar yükseldi ki, yeni pazarlara
bizim de ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm için buraya gittim.
Ülkemizde at adedi epey fazlalaştı. Dişiler kısrak yapılıyor
da, erkekler fazla olmaya başlayınca makul fıyata bunları
böyle pazarlarda satabiliriz diye düşünüyorum. İyi tayları
Avrupa ve Amerika’da satabiliriz, ama daha az vasıflı atlar
için de yeni pazarların oluşmasında fayda var diye
düşünüyorum. Onun için de onlara, ülkemizi tanıtmak, Türk
yarışçılığını tanıtmak, TJK'yı tanıtmak için böyle bir
organizasyon düzenledik. Oraya yarışçılığımız ile ilgili
kasetler götürdük; bunlarla tanıtımımızı yaptık. Bu
toplantılara büyükelçimiz Mengü Büyükdavras da geldi. Bize çok
yardımcı oldu. Güzel bir Türk atçılığı promosyonu oldu.
Kendimize böylece yeni bir pazar açtık. Gerçi çok yüksek
fiyatlara sahip olan bir piyasa değil ama atları elinizde
tutup da masraf etmektense biraz daha ucuza satıp elden
çıkartmak için iyi bir pazar.
Siz yurt dışında da at alıp satıyorsunuz. Bizleri bu konuda
da biraz aydınlatmanız mümkün mü?
İki sene evvel İtalya derbisini kazanan atın annesi bendeydi.
Geçen sene de İsviçre derbisini kazanan atın annesi bendeydi.
Bunlar beynelmilel olarak satılıyor. Yurt dışında da at alıp,
müşterisi çıktığında satabiliyorum. Amerika’da bir at aldım,
teklif gelince cüzi bir karla hemen sattım. Tesadüfen yavrusu
Kentucky derbisinde ikinci oldu. Tutsaydım çok büyük bir kar
olabilirdi belki benim için. Onun için yurt dışında da bir kaç
at var, orada çekilecek sonra da gelecekler.
Biraz da konkur atlarından bahseder misiniz?
Konkurculuk Türkiye’deki Country Club’larla çok gelişti.
Konkur atı olarak ta arap atı küçük geliyor, ingiliz atı da
hırçın ve asi. En iyisi ağır kanlı atlar. Ben bir binici
olmadığımdan, konkur atı binicilere göre değişiyor. Öyle
şeyler oldu ki zamanında, konkur atı istediler, aldık
getirdik, beğenmediler. Ya da “bu at atlamıyor” dediler. Biz
de karşı tarafa şikayet ettik nasıl oluyor bu at atlamıyor
diye, satıcısı uçakla buraya geldi, bindi ve 1.50 cm atladı,
gitti. Dolayısıyla biniciden biniciye değişiyor. Bu nedenle
konkur atını almanın en iyi yolu alacak ve binecek kişinin
buradan kalkıp giderek oradaki atları bizzat görmeleri,
kontrol etmeleri, binmeleri ve bundan sonra satın almalarının
en doğru yol olduğunu düşünmekteyim. Öteki türlü git iyi bir
at al gel olmuyor. Binicinin kendisinin binip deneyip
beğenmesi gerekiyor. Bir de gelen atların çoğunu burada iyi
antrene edemiyorlar. O at daha sonra bozuluyor.
Yarışçıliğa yeni başlayacak olanlara tavsiyelerlniz
nelerdir?
Ne kadar bir bütçeyle başlanacağı çok önemlidir. Ondan sonra
bütçenin en az yarısının da yarış masraflarına ayrılması
gerekir. At hazır olana, koşana kadar geçen süre içinde bu
bütçe kullanılacaktır. Atın koşması için en az altı aylık bir
süre geçebilir. Türkiye’deki ikramiyeler, şu anda çok cazip.
Çok düşük bir bütçeyle bile yapısı düzgün olan bir at alınarak
başlanabilir. Bir kere atın dört ayağının da basması
gerekiyor. Mesela içe dönük, dışa dönük veya dik olmaları hep
bunlar gözetilmesi gereken faktörler. Atçılığa yeni
başlayanlar için en iyisi tay almaları. Çünkü tay çok daha
ucuza mal edilir. Ama bir de şu var, tayken hataları daha az
görüyorsunuz. At büyüdüğü zaman hataları meydana çıkar.
Atçılıkta hedefiniz nedir?
Benim hedefim yurt dışında da benim sattığım ve yetiştirmiş
olduğum atların grup yarışlarında dereceye girmesi ve
kazanması. Bu beni çok mutlu edecektir. Şimdiki kısrak kadromu
zaten o hedef doğrultusunda kurdum orada da satacağım.
Yetiştirdiğim atların yurt dışında da başarılı olmalarını
istiyorum.
|